Menu

Seksenler İstanbul'unda kurban bayramı

2 min read July 23, 2021 at 1:50pm

Çocukluğumun geçtiği Merter'de her "bayram" hayvanlar bir iki hafta öncesinden bahçeye getirilir, kesilene dek beslenirdi. Biz çocuklar bu süreçte hayvanlara sarılır, onlarla sevgi bağı kurardık.

 

Gün geldiğinde hepsi birer birer ayaklarından ve gözlerinden bağlanır, mahalledeki tüm çocukların gözü önünde boğazları kesilerek öldürülürdü. Akabinde alınlarımıza çalınan bir parmak kanlarının toprak üzerinde oluşturduğu dereyi, derilerin hızlı bıçak darbeleriyle ve çekiştirilerek yüzülmesi esnasında çıkan sesleri, hayvanların hala titreyen bedenlerinin ayaklarından üflenerek şişirildiğini hatırlıyorum. Iç organları bir tarafa, derileri bir tarafa yığarlardı. Kokudan öğürmemize rağmen bütün bunların yetişkinler tarafından tamamen normal sayılmasına biz de iştirak etmeye çalışırdık.

Bir keresinde kocaman bir boğanın kesim esnasında iplerden ve ellerden kurtuluşu, kafası sallanarak bahçede üççeyrek tur koştuktan sonra yere yığılması, hâlâ aklımdan çıkmayan bir travmadır.

Toplumsal bir akıl tutulması bütün bunlar. İnsan, içindeki çığlığa kulak vermeye karar verdiğinde, yıllar boyu görmezden gelinmiş ufacık bir çocuk buluyor çığlığın geldiği yerde. Bu çocukla yüzleşmek hepimiz için her şeyden daha zor.

Belki de o yüzden, insanlar vegan bilincinin bu yüzleştirici etkisine direnç gösteriyorlar. O kapı bir kez açıldı mı, çorap söküğü gibi gelen zincirleme uyanışlar karşısında çıldırmak işten değil çünkü. Benliğimizi üstüne kurduğumuz paradigmanın çöküşü. Sevgi denen şeyin baştan sona yeniden tanımlanması; Zor iş.