Menu

Sucuklu Yumurta

8 min read July 23, 2021 at 1:48pm

Evde sucuklu yumurta pişiriyorum, yan ocakta da çayım demleniyor. Ekmeğimi sarı yumurtalara banıp sucukları lüp lüp götürmeye, üç çeşit peynirden birer çatal alıp, tereyağlı ballı ekmekle de kapanışı yapmak için can atıyorum.

Tam o sırada, mutfağa ev arkadaşım giriyor. Kendisi vegan.. Bütün evi saran sucuklu yumurta kokusundan rahatsız oldu diye düşünürken, yanıma gelip benimle konuşmaya başlıyor. Berlin'deyiz, sene 2011.

Toplamda bir dakika süren bir konuşma bu. Bana her gün tutsak doğan milyarlarca hayvanın uğradığı sistematik işkenceyi, annelerinden koparılan buzağıları, öğütücüye atılan erkek civcivleri anlatırken gözlerinden yaşlar süzülüyor.

Onun girdiği hissiyatı şaşkınlıkla izlerken cızırdayan sucukları tavadan alıyorum. Bir daha evde sucuklu yumurta pişirmeyeceğimi söyleyerek ev arkadaşımı teskin etmeye çalışıyorum. Yumurtam soğumadan kahvaltıya geçiyorum.

Veganizm : Sömürünün Köküne Kibrit Suyu

Birçok insan veganizmden bahsederken, konuyu empatiyle, şefkatle, sağlıkla, doğa savunmasıyla ilişkilendiriyor, ki haksız da değiller. 

Fakat veganizm olanca sadeliğiyle, bir özgürlük hareketidir. 

Herkes için, hissedebilen tüm canlılar için özgürlük. Kültüre gömülü kölelik hiyerarşisine karşı, an-arşist, toplu bir uyanış çağrısı... Empati, şefkat, sağlık, doğa savunması gibi bahisler ise özlenen özgürlüğün gerekleri, yöntemleri, sonuçları ve hedefleri.

Yırtık Dondan Fırlayan İktidarcıklar

Hayvanların kasten gizlenen bu sebeple duyulamayan çığlığını ifade etmeye çalışırken ister istemez büründüğümüz bir aktivist kimlik var. Bu kimlikle kurulan özdeşleşme, aktivistlerin kendilerini üstün görmesine, özgürlük çağrısı yaparken, yıkmaya çabaladıkları tahakküm mekanizmasını yeniden üretmesine sebep olabiliyor.

Bilincimin Altından Konuşan Ben

Alışılmadık ve tatsız gerçeklerden bahsedildiğinde her insanda bir bilinçaltı savunma mekanizması devreye girer. Ego, benliği oluşturan parçaları korumak, değişmelerine direnmek meyilindedir. Ailemin sıcak yuvasında yediğim sucuklu yumurtamın iç ısıtan anısına, çocukluğumun kahvaltılarına uzanan eller kırılmalıdır.

Haliyle, her ne kadar bir hayvanın işkence görmesine kesinlikle karşıysam da, gündelik alışkanlıklarımla iştirak ettiğim sömürüyü bana yansıtan kişiyi dinlemeye tahammül etmem zordur. Hele ki kişi bunu üstencil, hor gören bir söylemle yapmaktaysa..

İroni şurada; 

Empatiden bahseden bir veganın, konuştuğu kişiyle empati kurmayı gözden kaçırması, anlattıklarını bir farkındalığı paylaşmak niyetinden öte, kendi doğrusunu dikte eden bir biçimde ifade ediyor oluşu, aslında en çok da hayvan özgürlüğü mücadelesine zarar verir.

Yine de veganları suçlamaktan imtina ediyorum; 

Lakin masum bir sucuklu yumurtanın ardında saklanan dehşet verici esaretle, sömürüyle, işkenceyle göz göze geldikten sonra, insan bunu herkesin bilmesi, anlaması ve hayatlarında yapacakları basit bir dönüşümle eylem-söylem uyumuna varması için sokağa fırlayıp çığlık çığlığa bağırmak istiyor. 

Çünkü düşünüyor ki, 

Diğer insan kardeşleri de buna sessiz kalmazdı. Bir köpeğe atılan tekmeye var gücüyle tepki gösteren yürekler, kapalı kapılar ardında süregelen vahşete de sessiz kalamaz.

Yine de veganların unuttuğu bir şey var. Ne o?

Eğer günün birinde sömürüden el çekmek için niyet ettiysek, tahakküm zincirini tabağımızdan doğru kırı-kırıverdiysek, bu en nihayetinde birçok durumun, yaşam deneyiminin bir araya gelmesiyle ortaya çıkmış bir sonuçtur. Belki de çevremiz bu farkındalığa uygun koşullarla çevrilidir, ne bileyim.

Adana'da ve Kaliforniya'da doğmuş olmak arasında muhakkak bir fark vardır. Her şeye rağmen Adana'dan da vegan çıkar, her şey mümkündür elbette. Sadece şartlar insanın seçimlerini yönlendirir demeye çalışıyorum. Vegan oluşumuz gayet tabi bizim güzelliğimiz de olmakla birlikte, çevremizdeki sayısız elementin birlikte çalışmasının bir sonucudur da.

O yüzden biz mavzuya uyandık diye geçtiğimiz süreçlerden geçmemiş, mezbaha videolarını görmemiş, ağlayan, kaçışan, debelenen hayvanlarla sucuklu yumurta arasındaki direkt bağı kurmamış kişilerin bunu hemen kavramasını beklemek çoğu zaman hayal kırıklığıyla sonuçlanır.

Bu yönüyle vegan olmak bir travma. Yeni tür bir yalnızlık, diğer ötekilikler yetmezmiş gibi ekstra bir dışlanmışlık hissi, kimsenin bilmediği korkunç bir sırrı en yakınına bile bir türlü ifade edememenin acısı.

Öte yandan, içkinleşmiş bir travmanın toprak altından çıkarılması, çocukken ayağımıza çakılmış nalları sökmek, kafesin dışındaki yaşama erişmeye dair tazecik cesaret, gölgeyi izlemeyi bırakıp ışığın kaynağına, üstüne vurduğu objelere bakmaya karar vermek, etkisi tüm hayatımıza sirayet edecek başlı başına bir kişisel devrim.

Görünmez Lafı Edilmez Bir Köle Düzeni

Doğuyu batıya, kadını erkeğe, çocuğu erişkine bir nevi köle olarak tahsis eden, medya, eğitim gibi araçları kullanarak sömürüyü günbegün meşrulaşmaya çalışan bir sistemde yaşıyoruz. Hayvanları da hepimize köle olarak tahsis eden bu sistemin bir mevkiinde, halkları da kendilerine köle olarak gören birileri olabilir mi diye düşünmeden edemiyor insan. 

Fakat kendi halinde bir kasap, bir balıkçı, bir seyis ne kadar suçlanabilirse onlar da bulundukları bu konumdan dolayı anca o denli sorumlu tutulabilirler. Vahşeti meşrulaştıran kültür, bunu kasten kurgulayan figürleri ise mükemmel bir şekilde gizliyor. (Varlıklarından bahsetmek bile komplo teorisi çöplüğüne atılmanız için yeterli..) Her şeye rağmen hala bütün güç tüketicinin kararında saklı!

Seçimlerimize tabi hayatlar..

Hergün Harcadığımız Parayla Oy Veriyoruz

Bugün vegan yaşama adım atan biri sadece bir yıl içinde 365 hayvanı yememiş, 1 milyon litre suyun (evet yanlış okumadınız), 3000 kilo tahılın ve tam 1 dönüm ormanın bu hayvanlar için kullanılmasına destek vermemiş oluyor. Sadece bir yıl, sadece bir kişi!

Ve şundan emin olabiliriz; 

Taşın suyunun peşinde olan şirketler tüketim seçimlerimizi sandığımızdan çok daha yakından takip etmekte, en yüksek kârı garantilemek için tahminimizden çok daha hızlı bir şekilde adapte olmaktalar. Yani para verdiğimiz her ürün, geleceğin üretimine dair kullanılan oylara dönüşüyor.

Tofu Tuzağı

Bu minvalde veganların da tofu tuzağına düşmemeleri çok önemli. Tofu tuzağı derken, veganizmin popülerleşirken yine kapitalizm tarafından kapsanmakta olduğu gerçeğine işaret etmek istiyorum. Vegan olmadan önce hayatlarımızda hiç tofu yokken, vegan olunca birden tofusuzluk özlemine girmenin komikliğinden hareketle, yoksa tofunun ne günahı var.

Yapay etler, ikameler, maliyetinin çok üstüne satılan, bitkisel kaynaklı ürünleri lüks kategorilerde pazarlamaya yönelik her şey, kâr odaklı yapının tahrik eden tuzakları.  Kaş yapayım derken göz çıkarmak üzereyiz, dikkat.. 

Veganizm aslında tüketim seçimlerinin gücünü kullanan bir özgürlük hareketidir ve hayvan özgürlüğü mücadelesi malesef anti-kapitalist mücadeleden ayrı düşünülemez. Malesef diyorum çünkü şahsen politikanın o pespaye p'sine bulaşmaktan özenle kaçınmaya gayret ediyorum. (Boğazıma kadar batmış olsam da.) Şu ünlü ''her şey politiktir'' söylemine kesinlikle katılmıyorum. Politika sinsi bir kurgudur, bense yaşamsal, gerçek bir varlığım. Eylemlerim kendinden menkuldür. Politik yaklaşım onlara ne atfederse atfetsin.

Neyse, anarşik provegandamızı da yaptıysak başlığa geri dönebiliriz.

Savaşıldıkça Güçlenen Şiddet

Şimdi sözüm veganlara; 

Hayvan özgürlüğü için mücadele ederken bunu kendimize bir kahramanlık atfetmeden, karşımızdaki insanın da bizimle aynı vicdani potansiyeli taşıdığını bilerek, dışlamadan, hor görmeden yapmak zorundayız. Aksi takdirde veganizm de kaşla göz arasında bir şiddet ve tahakküm aracına dönüşebilir. 

Mevzu bizim vegan olarak ne harika bir şey yaptığımız değil, veganizmin işaret ettiği özgürlük amacına odaklanmaktır. Sohbeti bireysel bir savunuya indirgeyecek her türlü demagojiyi sakince karşılamak ve tekrar hayvanların işkence görmeme hakkı ve onların özgürlüğünün bizim elimizde olduğu konusuna geri dönmektir. 

Veganlığa saldıran, onu dalga konusu haline getirmeyi hedefleyen insanlar karşısında da tepkisel yaklaşımdan uzak durarak, onların bu eylemleriyle içten içe talep ettikleri tepkiselliği sağlamayarak, hem kendi enerjimizi dinlemeye hazır insanlar için saklamış oluruz hem de karşı olduğumuz saldırgan tabiatı beslemeyerek peşinde olduğumuz barışçıl dünyaya güç veriririz. Bu bence tüm aktivistler için elzem bir bilgidir, sevdiysek yayalım. Öptüm.